İyilik nedir ki? İyi olmak ne demektir?

Bu aralar yine sık sık “iyi olan”, “iyi olmaya çalışan” insanlar algıma düşmeye başladı… İlginçtir, birinin “iyisi” diğerine uymuyor… Zira her biri kendini kendi zihnindeki “iyi kalıbına” oturtmaya çalışıyor.

Neden bilmiyorum “iyi olmayı”, “iyilik yapmayı” düşünmek, her ne kadar kulağa hoş gelse de bir terslik, bir zorlama enerjisi hissettiriyor bana… Sanırım altında “iyi olmam LAZIM” kalıbı barındırdığı için biraz zorlama, biraz karmaşık geliyor… “Neden?, iyi biri değil misin ki?” diye sorasım geliyor… Öyle ya “lazım, gerekli” tanımları, “aslında öyle değilim de öyle olmam doğrusu” gibi bir mana vermiyor mu sizce de?

Devamını oku

Kim olduğumuz özünde sadece bizim bilmemiz için

Bizim toplumumuzda çoğu insan neden tüm dünyanın kendi kimlik sorunuyla, kim olduğuyla ilgilendiğini düşünmeye eğilimli ki sanki? Oysa kim olduğumuz özünde sadece bizim bilmemiz için değil midir?

Örneğin şimdi ben bir dinin aptalca olduğunu söylesem, veya bir ırka, bir kültüre, bir gruba saldırı içeren bir söylemde bulunsam, o etiketlerle kendini tanımlayan bir çok kişi de bana saldırmaya başlayacaktır. Açığa (normal bir insanda kendisine karşı sınır ihlali yapıldığında ortaya çıkan) öfke çıkacaktır.

Özünde ben bu tür bir söylem ile bir inancı, bir fikri yargıladığımda bu ne o inancın ne de fikrin değerini değiştirir değil mi? Çikolatalı pastaya küfür kıyamet girişsem bu onun fiyatını düşürür mü?

Devamını oku

İnsan kendini çaresiz, yorgun ve üzgün hissedebilir bazen…

Böyle hissetmek de son derece doğaldır. Yaşam yıkım ve yeniden yapımların bir bileşimidir. Ve bazen yıkımlar üstüste gelir.

Çaresizlik hissi, teslimiyet ve olanı kabul edebilme erdemimizi geliştirmek için büyük bir fırsat içerir. Bazen bazı konularda yüzmeyi öğrenebilmemiz için denize atılmamız gerekir. Ve mücadeleden vazgeçtiğimiz anda suyun kaldırma gücünü deneyimleriz.

Teslimiyet demek, kesinlikle hareketsiz kalmak değildir. Teslimiyet, tevekküldür. Ve ancak tedbir ile (yani hareket ile) birleştiğinde tam manasıyla kalıcı olabilir.

Bazen çaresizlik bizi hareketsiz kalmaya ve kendimiz için üzülmeye, kendimize acımaya sürükleyebilir. İşte dikkat etmemiz gereken nokta budur. Bu döngüye girdiğimizde kendimizi tekrarlayan bir yıkım sürecine sokarız. Ta ki tüm ruhumuzu yaralayıp, kendimizi yok edene kadar.

Devamını oku

Lütfen GÖR BENİ !!!

Hepimizin tek bir isteği var aslında görülmek ve varlığımızın kabul edilmesi. İyi/kötü, doğru/yanlış görülmek bile bundan sonra geliyor.

Sanki hiçbirimiz varlığımızdan emin olamıyoruz, gözlemci olmadığında. Var olmam için benim varlığımı görmen gerekiyor. Bu yüzden düşmanımızdan çok biz yokmuşuz gibi davrananlar yaralıyor benliğimizi…

Lütfen gör beni…

Bedenimi gör… Bu yüzden bazen giyinip süslenerek, bazen tam tersine bedenimizi itici hale getirerek fark edilmeye çalışıyoruz aslında… İnsan “acaba bedenini en sıradışı hale getirenler, en çok görülmek istenenler mi?” diye düşünüyor. Acaba kendi bedenine zarar verenlerin sorumluluğu, biz onları zamanında göremedik diye biraz da biz de mi?

Devamını oku

Yalnızlık

Bir teorim var. Yalnızlık, biz insanları içeri almayınca artan bir duygu sanki…

Bunun en önemli nedeni ise “üzülme korkusu” gibi geliyor bana… Oysa üzülmek de bize “tutunduklarımızı” gösteren bir duygu… Hani layığıyla üzülünce; duyguyla kavga etmeyince akıp geçiyor sanki… “Olsun ne yapayım; en kötü biraz üzülürüm” noktasına geldiğimizde sanki insanları daha çok tanıyıp, gönülden yakınlaşabiliyoruz.

Devamını oku