Yalnızlık

Bir teorim var. Yalnızlık, biz insanları içeri almayınca artan bir duygu sanki…

Bunun en önemli nedeni ise “üzülme korkusu” gibi geliyor bana… Oysa üzülmek de bize “tutunduklarımızı” gösteren bir duygu… Hani layığıyla üzülünce; duyguyla kavga etmeyince akıp geçiyor sanki… “Olsun ne yapayım; en kötü biraz üzülürüm” noktasına geldiğimizde sanki insanları daha çok tanıyıp, gönülden yakınlaşabiliyoruz.

Bir de eskiden çok daha sık yalnız hissederdim ki; bir gün “bu duyguyu geçirecek bir kişinin” olmadığını kabul ettim. :) O zaman aslında insan denilen varlığın çok yüzeyi olan bir şekli olduğunu fark ettim. (Teşbih de hata olmaz)
Yani çevremde 3-5 dostum, sevdiğim olsun, her yönümü kapsasın deyince açıkta kalan yüzeylerin olması kaçınılmaz sanki… Hele de bunu “özel bir kişiden beklemek” alenen haksızlık.

Sonra benim de bir kişinin her yüzeyini kapatamayacağını fark ettim ki; benim gibi derdi kendiyle olan bir kişi için bu daha sarsıcıydı :) Ben de birilerine yalnız hissettiriyordum yani… :)

Velhasıl bir kişiden çok şey beklemektense, deneyimlemek istediğim yönlerimi paylaştığım çok kişi aldım hayatıma :) Hem kendi yüzeylerimi silip, pürüzsüzleştirdikçe, daha da temiz, daha pürüzsüz yüzeyleri olan kişilerle karşılaştırıyordu hayat :)

Haa, püripak oldum mu? Tabi ki hayır; karanlıklarım, kirli, sivri yüzeylerim de var benim. Haliyle böyle insanlar da çekilecek hayatıma… Üzülürüz de o zaman kabul… Ama yine kendi karanlığımı göstermiş olur bana… Oturur orayı temizlerim bu sefer :) Hem bu sefer aydınlıklarda buluştuğum o muhteşem ruhlar da destek verir, güç verir bana :)

Yine de hep güzel insanlar girsin hayatlarımıza… Bizler hassas insanlarız; üzmesinler bizi ;) :)




Yorum Yap