Farkındalık artarsa ne olur?

Aslında çok bir şey olmaz. Sadece zaten görmekte olduğunuzu daha fazla algılamaya başlarsınız. İyi, kötü, doğru, yanlış, mutluluk ve acı gözlerinizin önündedir. O kadar önünüzdedir ki içiçe geçmeye başlar. Ayırmazsınız :)

Dahası duygular gelirler ve giderler. Acı da gerçektir, sevgi de… Sevinç de hüzün de… Hepsini kabul edebilme beceriniz gelişir. Buyur edersiniz içeri, mutlak bir teslimiyetle… Ve işte o zaman farkedersiniz aslında bu duyguların bir yerden gelip gitmediğini.. Zaten içinizde akıp durduğunu… Bir çoğunu hissetmeyi, en azından farklı zamanlarda, kendinize yasakladığınız çarpar yüzünüze.. O zaman şu soru karıştırmaya başlar aklınızı: ” Eğer deneyimleri yaratan ona yüklediğim duygularımsa, ve eğer bütün bu duygular zaten benim içimde akıp duruyorsa; o zaman deneyimlerimi yaratan nedir? Bu deneyimler nereden gelir?” İşte o zaman anlamaya başlarsınız neden alimler hep ” içeri bak” der… Gördüğüm herşey zaten benim içimdedir dersiniz…

O zaman yaşamın ne kadar da anlamsız olduğunu ve ne kadar büyük bir hediye olduğunu anlamaya başlarsınız. Tıpkı bir film izlerken o filmi hissetmek gibi gelir ve gider duygular. Siz her zaman “çerçeveyi” de görürsünüz.

Sonra “o çerçeveyi hiç görmeyenleri” de görmeye başlarsınız. İçiniz acır. Çekip çıkarasınız gelir insanları oradan. Hatta daha da sevdiklerinizi tokatlayarak bile çıkarmayı düşünürsünüz o hipnozdan. İşte orası “hür iradenin” anlaşılmaya başladı yerdir. Ve anlarsınız “neden sırat köprüsünden yanlız geçilmesi gerektiğini”. En sevdikleriniz ve dahi eşiniz, çocuğunuz gibi “sahip olduklarınız(!)” bile kandi yaratırlar dünyalarını. Hiçbir şey yapamazsınız. Kafanızı başka yere çevirmeyi seçmezseniz “kabul etmeyi” öğrenmeniz gerekir. OL’anı OL’duğu gibi…

Kolay değildir… Ama evrim asla geriye doğru işlemez.. Bir kez algınız açıldı mı mühürler kalkar. “Gör” meyi bırakamazsınız. Neden- sonuç ilişkileri tüm şatafatıyla karşınızdadır. Yaptığınızın, düşündüğünüzün, hissettiğinizin sorumluluğunu başkalarına atma lüksünüz bitmiştir artık. Tüm sorumlu sizsinizdir. Ve her sorun da çözümde içinizdedir artık. “O öyle yapsadı bu böyle olurdular biter”… Kolay değildir…

Başka insanlardan farklı şeyler görmek kimi zaman yanlızlaştırır insanı. Aynı manzaraya bakamaz, aynı deneyimi paylaşamazsınız kimi zaman… Kapatsam gözlerimi, en başa dönsem dediğiniz günler olur.. Bazen de egonuz sizi korumaya çalışır “aman en güzeli sensin, zaten anlamıyorlar” diyerek.

Oysa siz derinde bir yerde “onlarsız, ben olamayacağını bilirsiniz.” Ve “ben”e sarılmadan bu yanlızlık hissinin geçmeyeceğini de… Ve o kadar “yanlış” “eksik” ve “hatalıdır” ki benleriniz, “ben”i sevmek daha zor gelir “onu” sevmekten… Ve bilirsiniz “beni” sevmeden “”onu ” asla sevemeyeceğinizi….

Tüm yollar gelir ve “ben” e ve altındaki, ve altındaki ben’e dayanır… Bundan sonrası çoook uzun bir yoldur…




Yorum Yap