Bir şeyi umutsuzca çok istediğinizde, almayın!

Bu size tezat gibi görünecektir. Ancak değildir. Nerede bir vazgeçilmez var, nerede bir çok isteme, aşırı heyecan var, bilin ki orada bir yokluk bilinci vardır. O çok istemenin altında o şeye “ihtiyaç” duyma vardır. Bu sağlıklı bir istek değildir. Yokluk bilinci ile elde edeceğiniz şeyler ya uzun soluklu olmaz, ya da umduğunuz kadar sizi mutlu etmez.

Çok açsanız mesela, hemen yemek yemeyin. Ufak bir şeyler atıştırıp dengelenebilirsiniz. O kişiyi çok istiyorsanız eğer, onsuz da “mutlu, huzurlu, güvende” olacağınızı ruhunuza, zihninize, bedeninize anlatana kadar adım atmayın. O işi çok istiyorsanız eğer, kendinize bu ve bunun gibi nice işe layık olduğunuzu hatırlatın. O eşyayı, kıyafeti, objeyi çok istiyorsanız eğer, bekleyin. Gerçekten ihtiyacınız olmadığını fark edin.

Devamını oku

Beni ben yapan tüm deneyim ve aracılara minnet ve şükranlarımla

Geçmişimizi “kaba, mutsuz ve karamsar” olmak için bahane olarak kullanabiliriz. En nihayetinde, yaşam denen yolda, hepimiz kendi cennetimizi görmüş, kendi cehennemimizden geçmişizdir.

Devamını oku

Aşkı nasıl tanımlıyorsunuz?

Kim bilir aşkı nelerle tanımlıyoruz… Tutku mu, şehvet mi, hırs mı, sahip olma arzusu mu, mutlak sevgi mi, şefkat mi, yardımcı olma arzusu mu, kahraman olma hayali mi, ilahi hayranlık mı, var oluş amacımız mı, zaten özde var olan mı, huzur mu, mutluluk mu, acı mı?

Aşk diye mutlak ve değişmeyen bir his var mı? Yoksa her birimiz “aşka” kendimiz tanım koyup, birbirinden farklı duygularımızı, aşk diye birbirimize mi anlatmaya çalışıyoruz?

Dahası aşık olduğumuzu anlıyor muyuz yoksa diğer duygularımızı aşk niyetine mi yaşıyoruz?

Devamını oku

Yaşam denge ister

Yaşam denge ister… Ne kadar dengede olursak o kadar huzurlu oluruz. Anlayışımız ve algılayışımız değişir. Tüm sistem herşeyi ve insanı “dengeye getirmek” için çalışır.
Ancak bu demek değil ki dengede “sonsuza kadar mutlu” yaşayacağız. İnişler, çıkışlar, her tür duygu yaşam deneyiminin “tat katan” parçalarıdır. Sevinç de, coşku da, acı da, üzüntü de, öfke de, korku da hep yaşamın bir parçasıdır.
Önemli olan bu duyguları da layığıyla, kendine ve başkalarına zarar vermeden yaşamaktır. İçinden çıkan dersi öğrenmek, duygunun verdiği enerjiyi amacımıza uygun bir şekilde kullanabilmek, bu duyguların sonucunda üretebilmektir.
Yaşamın inişinde ve çıkışında direnmez ve kavga etmeden onunla iner ve çıkarsak, kalıcı bir yara almayız. Bir travma halinde, fiziksel bedenimizde saklamayız.

Önemli olan şey “olan” değil; bizim “olana” yüklediğimiz anlam ve “olan”dan öğrendiklerimizdir.

Devamını oku

Öfkeni Hafifçe Yana Bırak- Sınır Koruma 2

Sevgi ve iyi niyet, istemediğiniz bir şeye “evet” demeniz için yeterli değildir. Bazı insanlar sevgi ve “sizi düşünme” kalıbı üzerinden diktatörlüklerini ilan edebilirler.

Örnek:
“Seni seviyorum, benim en iyi arkadaşım olur musun?”
“Seni seviyorum; benim istediğim gibi giyinir misin?”
“Seni sevdiğim için, işlerini/evraklarını/ dolabını topladım”
“Sen yorulma diye zamanını programladım” gibi gibi..

Gerçek sevgi “sen” merkezlidir. Gerçek yardım “talep edilendir.”

Eğer bir kişi sevdiği birine yardım etmek istiyorsa “nasıl yardım edebileceğini” açıklayıp, geri çekilmelidir. Eğer yardım talebi reddediliyorsa bunun kendisi ile değil, bahsi geçen yardım eylemi ile ilgili olduğunu hatırlamalıdır. En azından, ona bu eylemin kabul edilebilir olup olmadığını sormalıdır. Aksi, iyi niyet taşıyan bir tacize dönüşür.

Devamını oku