Diyelim ki dünya bir cennet

Diyelim ki dünya bir cennet. Herkes mutlu, huzurlu, bolluk ve bereket içinde yardımlaşma ile yaşıyor.
Ve böyle bir dünyada şeytanlık görevi size verilmiş. Görevlendirme kağıdını aldınız; okumaya başladınız.

Devamını oku

İnsan kendini çaresiz, yorgun ve üzgün hissedebilir bazen…

Böyle hissetmek de son derece doğaldır. Yaşam yıkım ve yeniden yapımların bir bileşimidir. Ve bazen yıkımlar üstüste gelir.

Çaresizlik hissi, teslimiyet ve olanı kabul edebilme erdemimizi geliştirmek için büyük bir fırsat içerir. Bazen bazı konularda yüzmeyi öğrenebilmemiz için denize atılmamız gerekir. Ve mücadeleden vazgeçtiğimiz anda suyun kaldırma gücünü deneyimleriz.

Teslimiyet demek, kesinlikle hareketsiz kalmak değildir. Teslimiyet, tevekküldür. Ve ancak tedbir ile (yani hareket ile) birleştiğinde tam manasıyla kalıcı olabilir.

Bazen çaresizlik bizi hareketsiz kalmaya ve kendimiz için üzülmeye, kendimize acımaya sürükleyebilir. İşte dikkat etmemiz gereken nokta budur. Bu döngüye girdiğimizde kendimizi tekrarlayan bir yıkım sürecine sokarız. Ta ki tüm ruhumuzu yaralayıp, kendimizi yok edene kadar.

Devamını oku

Aracılar harikadır… Yaşam muhteşemdir…

Bazen bir insanı ilk gördüğünüzde, gözlerine ilk baktığınızda, ilk duyduğunuzda, ilk iletişime geçtiğinizde, ruhunuzun o ruh ile özel bir bağı olduğunu hissedersiniz.

Kimi zaman sevgi duygusudur öne çıkan, kimi zaman merak… Kimi zaman ise irrite edici gelmesine rağmen bir çekilme hissi…

Devamını oku

Lütfen GÖR BENİ !!!

Hepimizin tek bir isteği var aslında görülmek ve varlığımızın kabul edilmesi. İyi/kötü, doğru/yanlış görülmek bile bundan sonra geliyor.

Sanki hiçbirimiz varlığımızdan emin olamıyoruz, gözlemci olmadığında. Var olmam için benim varlığımı görmen gerekiyor. Bu yüzden düşmanımızdan çok biz yokmuşuz gibi davrananlar yaralıyor benliğimizi…

Lütfen gör beni…

Bedenimi gör… Bu yüzden bazen giyinip süslenerek, bazen tam tersine bedenimizi itici hale getirerek fark edilmeye çalışıyoruz aslında… İnsan “acaba bedenini en sıradışı hale getirenler, en çok görülmek istenenler mi?” diye düşünüyor. Acaba kendi bedenine zarar verenlerin sorumluluğu, biz onları zamanında göremedik diye biraz da biz de mi?

Devamını oku

Biz bu bedenli yaşama, kendi ruhsal yolumuzu seçmeye gelmedik mi?

Psikolojiye göre insan eyleminin motivasyonu ya acıdan kaçınma ya da hazza ulaşma. Peki neyin bize acı vereceğini veya neyin bize haz vereceğini nereden biliyoruz? Acılarımız ve hazlarımız bize mi ait?

Üniversiteye yeni başladığım yıllarda bir kız arkadaşım erkek arkadaşı tarafından aldatılmıştı ve ilişkisi bitmişti. O acı çekerken çok yakın arkadaşları olan bizler de birlikte acı çekiyorduk. (O zamanlar ne empat olduğumu ne de empatın ne olduğunu biliyordum.) Düşünün sevgilim yok, aşık değilim ve aşk acısı yaşıyorum :) )

Devamını oku