Sevmek, Sahiplenmek, Sahip olmak! 3- SAHİP OLMAK (Bölüm-1)

Sahip olma durumu, bu dünyevi yaşamın bize sunduğu en büyük ilizyondur. Hiçbir şeye sahip olamayız; ancak olduğumuz yanılgısına düşebiliriz. “Geldiğimiz gibi gideceğiz”, “kefenin cebi yok” gibi sözlerle kendimize hatırlatmaya çalışsak da, maddi dünyaya bakıp da “nesneyi” hissettiğimizde yine ona “sahip olabileceğimiz yanılgısına” kapılıveririz.

Sahip olma denemelerimiz ZİHİNDEN gelir ve YOKLUK BİLİNCİ taşır. Çünkü RUH her şeyin deneyimden ibaret olduğunu ve deneyime aracı olacak her şeyin BOLLUK içinde olduğunu bilir.

Düşünün eğer bir şeyden bol bol varsa, onun tamamını ya da bir kısmını saklamaya, ona sahip olmaya çalışır mıydınız? Hayır, deneyimler,farkındalığınız yüksekse minnettar olur, ve bir sonraki deneyime geçerdiniz. Bu nedenle sahip olmaya çalıştığınız herşeyde yokluk bilinciniz sizi yönetir.

Devamını oku

Herkes sevilmek, değerli görülmek, onaylanmak ve arzulanmak ister

Herkes sevilmek, değerli görülmek, onaylanmak ve istenmek/arzulanmak ister. Bunları dışarıdan görmek harikadır. Ancak bu bazen kendini sevmek, değer vermek, onaylanmak ve istenilir bulmak tembelliğine dönüşebilir.

Özellikle (çocukluk döneminden itibaren) aşırı dozda bunları almaya alışmış kişiler, bu ihtiyaçlarını kendi içerisinde üretme becerisini /farkındalığını kaybedebilir. Böyle durumlarda kişiler aşırı bağımlılık ve ihtiyaçlılık halleri gösterebilirler. Yoksunluğunda yada bir kayıp durumunda ise sıklıkla çaresizlik, öfke nöbetleri ve depresif duygu durumları gösterirler. İhtiyaçlarını dışarıdan karşılamaya alışmış kişiler aynı zamanda sıklıkla yüksek egoya sahiptir. Bu nedenle (özellikle) kendi içlerine ve dışarıya (başkasına söylediğin özünde kendine söylediğindir) sıklıkla “aslında kimseye ihtiyaç duymadığını” söyleme/gösterme ihtiyacında bulunabilirler. (Onları “çok da güçlüyüm, çok da süperim, zaten insanlar da çok nankör, artık sadece hak edeni seveceğim” tarzı paylaşımlarda gözlemleyebilirsiniz ;) )

Devamını oku

Farkındalık artarsa ne olur?

Aslında çok bir şey olmaz. Sadece zaten görmekte olduğunuzu daha fazla algılamaya başlarsınız. İyi, kötü, doğru, yanlış, mutluluk ve acı gözlerinizin önündedir. O kadar önünüzdedir ki içiçe geçmeye başlar. Ayırmazsınız :)

Dahası duygular gelirler ve giderler. Acı da gerçektir, sevgi de… Sevinç de hüzün de… Hepsini kabul edebilme beceriniz gelişir. Buyur edersiniz içeri, mutlak bir teslimiyetle… Ve işte o zaman farkedersiniz aslında bu duyguların bir yerden gelip gitmediğini.. Zaten içinizde akıp durduğunu… Bir çoğunu hissetmeyi, en azından farklı zamanlarda, kendinize yasakladığınız çarpar yüzünüze.. O zaman şu soru karıştırmaya başlar aklınızı: ” Eğer deneyimleri yaratan ona yüklediğim duygularımsa, ve eğer bütün bu duygular zaten benim içimde akıp duruyorsa; o zaman deneyimlerimi yaratan nedir? Bu deneyimler nereden gelir?” İşte o zaman anlamaya başlarsınız neden alimler hep ” içeri bak” der… Gördüğüm herşey zaten benim içimdedir dersiniz…

Devamını oku

Yaşamayın, deneyimleyin…

Yaşam nefes alıp vermekten, gereklilikleri(!) yapmaktan, mücadele etmekten çok daha fazlasıdır.

Ölmediğiniz sürece yaşarsınız ama yaşamı layığıyla deneyimlemeden ölebilirsiniz.

Devamını oku

Sacral çakrayı dengelemek

Vücudun belli noktalarında bulunan çakra istasyonlarının her biri farklı bir enerji alanını temsil ediyor. Bunlardan cinsel ve zihinsel enerjiyi temsil eden sacral çakra ise, cinsel bölgenin biraz üzerinde göbek deliğinin ise altında kalan kısımda bulunuyor. Kök çakraya kıyasla daha zihinsel ve ruhsal odaklı olan bu çakra; kişisel istekler, aile kurma dürtüsü, heyecan ve arzulara hitap ediyor. Genelde cinsel anlamda yaşanılan problemler ve zihinsel üretkenliğin kısıtlanması gibi sorunlar da aslında sakral çakradan kaynaklanıyor. Dolayısıyla bu olumsuz durumun yaşattığı stresten kurtulmak ve zihinsel olarak önünüzde duran tıkanık yolları açabilmek için bu çakrayı dengelemeniz gerekli.

Yaşamınızdaki heyecanı, sürekliliği ve üretkenliği tam olarak hissedebilmeniz ile sacral çakranızın sağlıklı ve dengede olması çok bağlantılı. Bu çakranın fazla çalışması, dürtülerinize tamamen teslim olmanızı ve dengenizi kaybetmenize; az çalışması ise, zihinsel ve cinsel olarak yetersiz kalmanıza sebep oluyor. Dolayısıyla bu noktada denge oldukça önemli.

Devamını oku