Kim olduğumuz özünde sadece bizim bilmemiz için

Bizim toplumumuzda çoğu insan neden tüm dünyanın kendi kimlik sorunuyla, kim olduğuyla ilgilendiğini düşünmeye eğilimli ki sanki? Oysa kim olduğumuz özünde sadece bizim bilmemiz için değil midir?

Örneğin şimdi ben bir dinin aptalca olduğunu söylesem, veya bir ırka, bir kültüre, bir gruba saldırı içeren bir söylemde bulunsam, o etiketlerle kendini tanımlayan bir çok kişi de bana saldırmaya başlayacaktır. Açığa (normal bir insanda kendisine karşı sınır ihlali yapıldığında ortaya çıkan) öfke çıkacaktır.

Özünde ben bu tür bir söylem ile bir inancı, bir fikri yargıladığımda bu ne o inancın ne de fikrin değerini değiştirir değil mi? Çikolatalı pastaya küfür kıyamet girişsem bu onun fiyatını düşürür mü?

Devamını oku

İnsan kendini çaresiz, yorgun ve üzgün hissedebilir bazen…

Böyle hissetmek de son derece doğaldır. Yaşam yıkım ve yeniden yapımların bir bileşimidir. Ve bazen yıkımlar üstüste gelir.

Çaresizlik hissi, teslimiyet ve olanı kabul edebilme erdemimizi geliştirmek için büyük bir fırsat içerir. Bazen bazı konularda yüzmeyi öğrenebilmemiz için denize atılmamız gerekir. Ve mücadeleden vazgeçtiğimiz anda suyun kaldırma gücünü deneyimleriz.

Teslimiyet demek, kesinlikle hareketsiz kalmak değildir. Teslimiyet, tevekküldür. Ve ancak tedbir ile (yani hareket ile) birleştiğinde tam manasıyla kalıcı olabilir.

Bazen çaresizlik bizi hareketsiz kalmaya ve kendimiz için üzülmeye, kendimize acımaya sürükleyebilir. İşte dikkat etmemiz gereken nokta budur. Bu döngüye girdiğimizde kendimizi tekrarlayan bir yıkım sürecine sokarız. Ta ki tüm ruhumuzu yaralayıp, kendimizi yok edene kadar.

Devamını oku

Aracılar harikadır… Yaşam muhteşemdir…

Bazen bir insanı ilk gördüğünüzde, gözlerine ilk baktığınızda, ilk duyduğunuzda, ilk iletişime geçtiğinizde, ruhunuzun o ruh ile özel bir bağı olduğunu hissedersiniz.

Kimi zaman sevgi duygusudur öne çıkan, kimi zaman merak… Kimi zaman ise irrite edici gelmesine rağmen bir çekilme hissi…

Devamını oku

Lütfen GÖR BENİ !!!

Hepimizin tek bir isteği var aslında görülmek ve varlığımızın kabul edilmesi. İyi/kötü, doğru/yanlış görülmek bile bundan sonra geliyor.

Sanki hiçbirimiz varlığımızdan emin olamıyoruz, gözlemci olmadığında. Var olmam için benim varlığımı görmen gerekiyor. Bu yüzden düşmanımızdan çok biz yokmuşuz gibi davrananlar yaralıyor benliğimizi…

Lütfen gör beni…

Bedenimi gör… Bu yüzden bazen giyinip süslenerek, bazen tam tersine bedenimizi itici hale getirerek fark edilmeye çalışıyoruz aslında… İnsan “acaba bedenini en sıradışı hale getirenler, en çok görülmek istenenler mi?” diye düşünüyor. Acaba kendi bedenine zarar verenlerin sorumluluğu, biz onları zamanında göremedik diye biraz da biz de mi?

Devamını oku

Yalnızlık

Bir teorim var. Yalnızlık, biz insanları içeri almayınca artan bir duygu sanki…

Bunun en önemli nedeni ise “üzülme korkusu” gibi geliyor bana… Oysa üzülmek de bize “tutunduklarımızı” gösteren bir duygu… Hani layığıyla üzülünce; duyguyla kavga etmeyince akıp geçiyor sanki… “Olsun ne yapayım; en kötü biraz üzülürüm” noktasına geldiğimizde sanki insanları daha çok tanıyıp, gönülden yakınlaşabiliyoruz.

Devamını oku

İnsan sürekli seçim yapan bir varlık

Aslına bakarsanız her an nefes almayı bile seçiyoruz özünde… Seçim yapmak bize özümüzdeki gücü hatırlatır. Ancak bilinçli bir seçim halinden ancak her bir seçenek için izinliysek söz edebiliriz.

Bugün “yapmak zorunda olduğunuz şeyleri” bir düşünün… Hiçbirini yapmak zorunda olmadığınızı fark edin. Yataktan çıkmak zorunda değiliz; işe gitmek zorunda değiliz; nefes almak zorunda bile değiliz…

Yolumuz her ne ise onu kendimiz seçtik. Belki uzun vadedeki getirileri için (işe gitmek istemiyorum ama gelir üretmek istiyorum), belki sevdiklerimiz için, belki anlık keyifler için… Ama biz seçtik… Hatta seçiyoruz…

Ve o, şu, bu suçlu değil hiçbir şeyde… Biz kendi seçimlerimizin sonucunu yaşıyoruz. (Belki eylemsel düzeyde, belki düşünsel, duygusal düzeyde yaptık bu seçimleri…) O halde sorumluluğu da (sorumluluk, kendini suçlamak, yargılamak değildir. Hatta tam tersidir.) alabiliriz… Yani her tür “-meli;-malı” mızın yerine “seçiyorum” diyebiliriz. Seçtikçe, güçleniriz…

“Ben kendi seçimlerimi yapmaya ve bunu fark etmeye izinliyim. Yaptığım seçimler “ben” değildir. Seçimlerim beni yaratır ama sonuçları benim değerliliğimi göstermez. Eğer sonuçlarından memnun değilsem, yeni bir “seçim” yapmaya da izinliyim. Ben değerli ve önemliyim. “

Devamını oku