Aşkı nasıl tanımlıyorsunuz?

Kim bilir aşkı nelerle tanımlıyoruz… Tutku mu, şehvet mi, hırs mı, sahip olma arzusu mu, mutlak sevgi mi, şefkat mi, yardımcı olma arzusu mu, kahraman olma hayali mi, ilahi hayranlık mı, var oluş amacımız mı, zaten özde var olan mı, huzur mu, mutluluk mu, acı mı?

Aşk diye mutlak ve değişmeyen bir his var mı? Yoksa her birimiz “aşka” kendimiz tanım koyup, birbirinden farklı duygularımızı, aşk diye birbirimize mi anlatmaya çalışıyoruz?

Dahası aşık olduğumuzu anlıyor muyuz yoksa diğer duygularımızı aşk niyetine mi yaşıyoruz?

Yoksa güzel, sağlıklı, dengeli, keyifli ve mutlu ilişki fırsatlarını “aşkı aramak adına” kurban mı ediyoruz?

Yeni nesil beyaz atlı prens/prenses tabiri olan “ruh eşimizi”, “diğer yarımızı” aramak yerine, daimi değişim ve dönüşüm içinde olan “bu yarımızı(!)”, özümüzü sevsek, sahiplensek iyi bir başlangıç olmaz mı?

Ve karşımıza gelen kişileri “romantikleştirmeden”, “tabulaştırmadan”, “zihnimizde etiketleyip bir yerlere oturtmadan” tanımaya, anlamaya çalışsak… Daha önemlisi kişiye değil ilişkiye odaklanarak, “istediğim deneyim bu mu?” diye baksak; yaşamımızı, aşkımızı, ilişkimizi, yolumuzu bir kalıba sığdırmaya uğraşmadan yaşasak, tadını çıkarsak, ve hatta tadı kaçtı mı serbest bıraksak daha huzurlu, daha mutlu, daha GERÇEK olmaz mı ilişkilerimiz?




Yorum Yap