Sevmek, Sahiplenmek, Sahip olmak! 2- SAHİPLENMEK

Sahiplenmek, sevgi kaynaklıdır ama sevmek değildir. Pek çok kişi bu iki kavramı karıştırdığı için kendisini mutlak sevgiye açamaz. (Sevmenin sorumluluk getireceğinden korkar çünkü ;) )

Sevdiğimiz bir şeyi, kendi hayatımızın içinde yaşamak, deneyimi sürdürmek istediğimizde aktive olur. Bir deneyime aracılık ettiği için biliçli ya da bilinçaltında (veya ruhsal yolda) bir “nedeni, mantığı” vardır.

Yaşadığımız, arzu ettiğimiz hiç bir deneyim özünde o kişi ile, o obje ile ilgili değildir. O kişinin bize hissettirdikleri, o kişi vesilesi ile kendimizde keşfettiklerimiz ve yaşama dair öğrendiklerimizdir kişiyi değerli kılan.

Bir kişiyi sahiplendiğimiz sürece, henüz o kişinin bize yaşam yolunda vereceği deneyim bitmemiştir. Sağlıklı bir sevgi ve ilişki düzleminde, yaşamımızda tuttuğumuz herkes ve her şey bu gruba girer. Ailemiz, eşimiz, çocuğumuz, arkadaşlarımız, dostlarımız; yaşam, dünya, insanlık; takip ettiğimiz yazarlar, sanatçılar, filozoflar; sevdiğimiz müzikler, filmler, kitaplar… Yani sevdiğimiz ve başına “benim (en sevdiğim, idolüm, annem, babam,..vs) …” dediğimiz her şey… ( Not: ailenizde vs bazen sahiplenmediğiniz, bazen de sahip olduğunuz kişiler olabilir. Ayrıma dikkat..)

Bir kişiyi /objeyi/ anıyı yaşamımızda tutmamız için onun mutlaka fiziksel varlığına ihtiyacımız yoktur. Unutamadığımız kişiler, kaybolduğu halde sürekli aklımıza gelen objeler, hatta anılar bile sahiplenilebilir.

Sahiplenmede dikkat ve sevgi hala “sahiplenilen (sevilen) şeydedir. Sahiplenilenin en yüksek hayrı ön plandadır.

Sahiplenilene kıymet verme vardır. Bu yüzden mutlaka somut varlığa ihtiyaç duyulmaz. Örneğin yolda görüp sevdiğiniz bir kediyi sahiplenmek isteyebilirsiniz. Ancak ona layığıyla bakamayacağınızı düşünüyorsanız, ya da o kedi sizinle kalmak istemiyorsa, evinize götürmekten vazgeçersiniz. Onu uzaktan takip etmeye ve yardımcı olmaya çalışırsınız. Aynı şekilde aşık olduğunuz kişi sizinle mutlu olmayacağını düşünüyor ve ifade ediyorsa, gitmesine izin vermek de sahiplenmenin bir parçasıdır.

Sahiplendiğiniz kişi/şey sizde kendi var oluşuyla vardır. Yani onu tanımaya, anlamaya çalışırsınız ancak onu dönüştürmeye, değiştirmeye çalışmazsınız. Aynı şekilde sahiplenileni koruma iç güdüsü uyanır. Ancak bu da “sizin istediğiniz sınırlarda” değil, sahiplenilenin talep ettiği veya ihtiyaç duyduğu sınırlarda yapılır.

Sahiplenme sadece sevme değil, sevgiyi gösterme gerekliliği getirir. Yani sahiplenmenin bir sorumluluğu vardır. Bu (zaman, ilgi, eylem vs gibi) “verme” eylemini de beraberinde getirir. Vermeyi (vermek karşılıksızdır, beklentisizdir) bilmeyen, egosunu yönetemeyen, ruhsal olarak çok gelişmemiş kişilerde “sahiplenme olgusu” hızla “sahip olmaya” dönüşebilir. Kişi kendi (ve sevilenin) mutluluğu için sık sık “hala sahipleniyor muyum yoksa sahip mi olmaya çalışıyorum?” sorusunu kendine sormalıdır.

Sahiplenmek ve sahiplenilmek harikadır. Yaşam deneyimine renk ve anlam katar.

Bol sahiplenmeli ve sahiplenilmeli bir yaşam hepimizin olsun!




0 Yorum

Trackback/Pingback

  1. Sevmek, Sahiplenmek, Sahip olmak! 3- SAHİP OLMAK (Bölüm-1) | Kişisel Gelişim Rehberi - [...] ikinci yazısını buradan okuyabilirsiniz. #socialbuttonnav li{list-style:none;overflow:hidden;margin:0 [...]

Yorum Yap