Bir şeyi umutsuzca çok istediğinizde, almayın!

Bu size tezat gibi görünecektir. Ancak değildir. Nerede bir vazgeçilmez var, nerede bir çok isteme, aşırı heyecan var, bilin ki orada bir yokluk bilinci vardır. O çok istemenin altında o şeye “ihtiyaç” duyma vardır. Bu sağlıklı bir istek değildir. Yokluk bilinci ile elde edeceğiniz şeyler ya uzun soluklu olmaz, ya da umduğunuz kadar sizi mutlu etmez.

Çok açsanız mesela, hemen yemek yemeyin. Ufak bir şeyler atıştırıp dengelenebilirsiniz. O kişiyi çok istiyorsanız eğer, onsuz da “mutlu, huzurlu, güvende” olacağınızı ruhunuza, zihninize, bedeninize anlatana kadar adım atmayın. O işi çok istiyorsanız eğer, kendinize bu ve bunun gibi nice işe layık olduğunuzu hatırlatın. O eşyayı, kıyafeti, objeyi çok istiyorsanız eğer, bekleyin. Gerçekten ihtiyacınız olmadığını fark edin.

Devamını oku

Sevmek, Sahiplenmek, Sahip Olmak 3 – SAHİP OLMAK (Bölüm 2)

Sahip olmaya çalıştığınız şey bir bitki yada hayvan ise, dikkatinizin sizde mi onda mı olduğundan ayırım yapabilirsiniz. İyi bakamadığınız bir çiçek yada bir hayvanı inatla beslemeye çalılıyorsanız, içsel amacınızın “sahip olmak” olduğunu anlamalısınız. Bu durum sahip olana da sahip olunana da eziyet getirecektir.

Her ne kadar “aynı bizim gibi” HÜR İRADEYE sahip olduklarını bilsek de, bana göre yaşamın en büyük trajedisi “bir insana sahip olmaya çalışmak”tır.

Üstelik bu eziyeti genellikle en yakın gördüklerimize yaparız. Eşimize, partnerimize, çocuklarımıza, yakın arkadaşlarımıza, vs…

Devamını oku

Sınırlarınızı Koruyun

Birini sevmek başka bir şey, o kişinin sınırlarınızı futursuzca yıkmasına izin vermek başka bir şey… Tıpkı olumlu düşünmenin “olumsuz şeyleri görmemek yada tepki vermemek” olmadığı gibi, insanları sevmek veya sevdiğini söylemek de “sana karşı hiçbir sınırım yok; dilediğin gibi davran” demek değildir.

Devamını oku

Sevmek, Sahiplenmek, Sahip olmak! 3- SAHİP OLMAK (Bölüm-1)

Sahip olma durumu, bu dünyevi yaşamın bize sunduğu en büyük ilizyondur. Hiçbir şeye sahip olamayız; ancak olduğumuz yanılgısına düşebiliriz. “Geldiğimiz gibi gideceğiz”, “kefenin cebi yok” gibi sözlerle kendimize hatırlatmaya çalışsak da, maddi dünyaya bakıp da “nesneyi” hissettiğimizde yine ona “sahip olabileceğimiz yanılgısına” kapılıveririz.

Sahip olma denemelerimiz ZİHİNDEN gelir ve YOKLUK BİLİNCİ taşır. Çünkü RUH her şeyin deneyimden ibaret olduğunu ve deneyime aracı olacak her şeyin BOLLUK içinde olduğunu bilir.

Düşünün eğer bir şeyden bol bol varsa, onun tamamını ya da bir kısmını saklamaya, ona sahip olmaya çalışır mıydınız? Hayır, deneyimler,farkındalığınız yüksekse minnettar olur, ve bir sonraki deneyime geçerdiniz. Bu nedenle sahip olmaya çalıştığınız herşeyde yokluk bilinciniz sizi yönetir.

Devamını oku

Vazgeçemiyorum!

Tutunma tutunma diyorsun da… Nasıl olacak bu?” diyorlar. :)

Şimdi öncelikle aslında bir şeye tutunmuş olduğunuz da zihnimizin verdiği bir yanılgı. Var oluşumuz gereği ihtiyacımız olan her şey, tüm potansiyel zaten bizde mevcut.. Bırakamıyorum dediğimiz her tür kişi, olay, obje, duygu özünde tutulu da değil. Bu dünyanın verdiği en büyük yanılgı “bir şeylere sahip olduğumuz” hissimizdir.

Hiçbir şeye, hiçbir zaman sahip olmayız. İnsanlar, objeler ve diğer her şey yaşam yolumuzda bize eşlik eden, deneyimimize vesile olan oyun arkadaşları sadece. Bu yüzden de tutunduğumuzu sandığımız ne varsa biz onun hayalinle tutunuyoruz aslında… O vazgeçemediğiniz (affedemediğiniz, onsuz olmaz dediğiniz, ya da illa bu şekilde olacak diye zorladığınız) şey; sizin o kişiye, o duruma, o objeye vermiş olduğunuz anlam.. Sadece ve sadece sizin zihninizde var.

Devamını oku