Çok öfkeliyim; peki sen?

Harika bir gün… Ailenizle, dostlarınızla veya sevdiğiniz birileriyle birlikte dışarı çıktınız. Keyfiniz son derece yerinde, gülüp eğleniyorsunuz. O sırada yoldan geçen hiç tanımadığınız biri sizi hedef alarak hakaret etmeye başladı. Ne yaparsınız?

Genellikle ilk tepkimiz öfkeyi damarlarımızda hissetmek olur. Daha sonra o güne kadar bize öğretildiği şekilde bu öfkeyi ifade ederiz. Karşılıklı küfürleşmeler, kavga veya en azından hızla oradan uzaklaşma beklenen ihtimallerden bazıları… Ancak hemen hepimizin o az önceki neşesinden eser kalmaz değil mi?  Peki neden? Neden bu öfkeyi hissederiz?

Öncelikle sakin olarak düşündüğümüzde “hakaret” bir söz dizilimidir. Yani sadece arka arkaya gelmiş kelimelerdir. Üstelik hepimiz karşımızdaki kişinin söylemesiyle bu durumun gerçek olmayacağını biliriz. O halde bizi harekete geçiren gerçek şey hakaretin kendisi değil altındaki duygudur. Biz o kişinin bize saygı duymadığını, saldırgan olduğunu hatta bazı durumlarda bize meydan okuduğunu düşünürüz. Peki bu varsayımın doğru olduğuna nasıl emin oluruz?

Bu örnekteki “hakaret” genel olarak tüm ülkemizde saygısızlık anlamına gelir. Bunu yapan kişinin de bunu bildiğini kabul edelim. Peki eşimizle, dostumuzla, kardeşlerimizle özetle en yakınlarımıza karşı duyduğumuz öfke hissinde haklı olduğumuzu nereden biliriz?

Bu duyguyu doğuran tüm hareketler aslında tamamen bizimle, bizde var olan kodlamalarla ilgilidir. Maalesef verdiğimiz duygusal tepkiler aslında direkt olarak o olayla ve o kişi ile ilgili değildir. Çünkü duygusal tepki anidir; üzerinde düşünülmüş tepkiler değildir. Bu nedenle o “anda” olan duygusal tepkimiz iyi ihtimalle önceki deneyimlerimiz ile oluşmuş, kötü ihtimalle ise bizim herhangi bir değerlendirmemizden geçmeden başkaları tarafından oluşturulmuş tepkilerdir. Başkaları tarafından bize kodlanmış tepkiler elbette iyi bir nedenle çıkmıştır. Ancak zaman içerisinde bu kodlamayı gerektiren şartlar değişmiş olabilir ve bizler verdiğimiz tepkiler süresince düşünmezsek bunları sadece sürdürmeye devam ederiz.

Bir kafese 10 adet maymun koymuşlar ve bu kafesin üzerine bir salkım muz asmışlar. Elbette maymunlar hemen muzları almak için harekete geçmiş. Salkıma dokunan her maymunun üzerine tazyikli su sıkmışlar. Bir süre sonra maymunlar denemekten vazgeçmiş. Bu aşamada kafesteki maymunlardan birini çıkarıp yerine yeni bir maymun koymuşlar. Bu maymun muz salkımına doğru hamle yapınca diğerleri onu durdurmuş ve biraz da hırpalamak zorunda kalmışlar. Daha sonra aynı şekilde teker teker eski maymunları çıkarıp yeni maymunları koymuşlar. Sonradan gelip ne olduğunu anlamadan hırpalanan maymunlar yenileri daha bir istekle dövüyormuş. İşte bu maymunların verdiği tepki ve öfke bu duruma iyi bir örnektir. Arada hala aynı şartlar geçerli mi diye düşünmediğimizde başkalarının kodlarıyla yaşayan bu yeni maymunların durumuna düşmemiz çok muhtemeldir. İşin ilginci bu durumda hissettiğimiz öfke de sanki bu kodlamalar biz yapmışız kadar gerçektir.

Olan sadece olur. Buna inanmak biraz zor olsa da sizi hedef almamaktadır. Duygularımızla verdiğimiz her negatif tepki aslında bize yazılmış kodlamaların sonucudur. Peki bizler bu kodların hala doğru ve geçerli olduğundan emin miyiz?




Yorum Yap