“Aşkta şans” arıyor

Aşkta şans” arıyor. Uygun kişi ile karşılaşmak istiyor. 3 seanstır çalışıyoruz. Artık “doğru kişiyi bulmak” istiyor. Listesini yaptı, dirençleri temizledi, “hak ettiğine” ve “istediğine” inanıyor. Ancak bakıyorum, titreşim frekansında hata var.

- Neden istemiyorsun? diyorum.
- “istiyorum” diyor.
- Neden hazır değilsin? diyorum .
- “Hazırım” diyor.

Birden
- daha önce aşık oldun mu diyorum
- HAYIR diyor…

Anlıyorum birden. İlişki tecrübesi var. Evlilik deneyimi bile var. Ama “ilişki deneyimini kalp frekansında yaşamışlığı yok.”
Sorular üşüşmeye başlıyor. Aşkı başlatan aşık mı maşuk mu?

Biz neyi deneyimlemek istersek, hangi frekansta olursak “şans eseri” o çıkıyor karşımıza. O halde aşk, ilk önce aşığın değil maşuğun yaratısı.

Önce maşuk, aşkı (bilinçli yada değil) istiyor olmalı. Zihni, ruhu, bedeni aşkın ışığı ile aydınlanmalı… Aşk dünyanın en iyileştirici enerjisidir. Ve sıkça sanıldığı gibi birine gerek yoktur aşkı yaşamak için. Aşk zaten oradadır. Biz genelde zihnimizin korkularıyla, endişeleri ile, aşka dair sınırlayıcı düşünce kalıplarıyla izin vermeyiz sadece.

Ve aşk “ihtiyaç” (ihtiyaçlar gerçekleşmez; istekler gerçekleşir) olduğunda, kendimizden ziyade diğerine odaklanma eğilimindeyiz ekseri… “O gelsin ki, içimdeki aşk programını tetiklesin” gibi… Oysa biz maşuk olmadan o aşığın da algısına düşmeyiz. Bu yüzdendir “birine aşık olunca” başkalarının da algısına düşmemiz.

Aşk bir kişi ile değil, bizimle başlar. Aşk maşuğun ağaçla, çiçekle, hayatla belki acısıyla, kavgasıyla olan aşkının yansımasıdır hayata. Aşkı önce kendine duymalıdır insan. Hayır “narsist” bir şekilde değil. Çünkü aşk ne “sahiplik” arar, ne “mükemmellik”. Belki bu yüzden “neden aşıksın bana?” dünyanın en saçma sorusudur. Aşıkta değil maşuktadır bu sorunun cevabı.
Aşkı kendinde başlatmadan, dışarda aradığında insan, kalbiyle değil zihniyle arar durur. O zaman da tam aradığını bulsa bile “hep bir şey eksik” hissiyle doludur. Ve bu eksiklik hissi “kusur da buldurur”. Hep liste eksik, hep aşkta “şanssız” ve hep “o doğru kişinin peşinde” bulur kişi kendini…

Aşk bitmez de aslında. Sadece o kişiye karşı AŞK olmaktan vazgeçeriz biz. O yanımızdayken, gözlerimizin, kalbimizin ışığıyla odayı aydınlatmayız artık. Ona aşkla bakmayız. Ve çoğu zaman üzülür bitti sanırız. Aşk bitmez, biten bir şey varsa o arzu edilen deneyimdir.

Aşk dünyanın en iyileştirici, en aydınlatıcı, en mutlu eden duygusudur. Bu frekansta parlamadığında insan, muhtemel iyileştirici enerjinin eksikliğini bir seviyede hissettiğinden, ister sevgililikte, ister dostlukta, ister ailevi ilişkilerde olsun, güvende hissedemez bir türlü. Bu güvensizlik hissi, incinme korkusu, daha da kapatır kalbi… Bu birbirini destekleyen bir paradoks yaratır.

Aşkı yaşamak istiyorsan, AŞK sen ol!

“Ben bugün, özüm olan aşka güvenmeyi seçiyorum. Geçmiş deneyimlerimden gelen tüm yaralarımı aşk ile iyileştirmeye niyet ediyorum.

Ben bugün aşkımı kendimle, ağaçlarla, hayvanlarla, yaşamla, çevremle paylaşmayı ve güçlendirmeyi seçiyorum.

Ben bugün kendime , arzu etmediğim halde aşkıma çekilen aşıklara, nezaketle “hayır” demeyi seçiyorum. Aşka dair yokluk bilincimi, yine aşkıma teslim ediyorum.

Ben bugün aşk ile yanmayı ve sonunda kendimi bulmayı seçiyorum. Aşıksız maşuk olmanın keyfini çıkarmaya kararlıyım.

Ben bugün AŞK OLMAYA niyet ediyorum. Ve bundan sonra AŞK’ta kalmaya, AŞK’ı yaymaya ve AŞK’ta yaşamaya kararlıyım. AŞK ile güvendeyim. Ben AŞK‘ım.”




Yorum Yap