Sevmek, Sahiplenmek, Sahip olmak! 3- SAHİP OLMAK (Bölüm-1)

Sahip olma durumu, bu dünyevi yaşamın bize sunduğu en büyük ilizyondur. Hiçbir şeye sahip olamayız; ancak olduğumuz yanılgısına düşebiliriz. “Geldiğimiz gibi gideceğiz”, “kefenin cebi yok” gibi sözlerle kendimize hatırlatmaya çalışsak da, maddi dünyaya bakıp da “nesneyi” hissettiğimizde yine ona “sahip olabileceğimiz yanılgısına” kapılıveririz.

Sahip olma denemelerimiz ZİHİNDEN gelir ve YOKLUK BİLİNCİ taşır. Çünkü RUH her şeyin deneyimden ibaret olduğunu ve deneyime aracı olacak her şeyin BOLLUK içinde olduğunu bilir.

Düşünün eğer bir şeyden bol bol varsa, onun tamamını ya da bir kısmını saklamaya, ona sahip olmaya çalışır mıydınız? Hayır, deneyimler,farkındalığınız yüksekse minnettar olur, ve bir sonraki deneyime geçerdiniz. Bu nedenle sahip olmaya çalıştığınız herşeyde yokluk bilinciniz sizi yönetir.

Yokluk bilincinin olduğu yerde “korku” vardır. Bu kaybetme korkusu, eksik kalma ve nihai olarak ölüm korkusuna kadar uzayan bir döngüdür. Korkunun olduğu yerde “savaşma ve mücadele” duygusu aktif olacaktır. Böylece “be kadar çok şeye sahip olmaya çalışırsanız, yaşam sizin için o kadar ZEVK ve OYUNDAN uzaklaşarak, MÜCADELE haline dönüp, yorucu olacaktır.

Sahip olamama korkusu, zihne yani daha özünde EGO’ya aittir. Bu nedenle sahip olmada “BEN” olgusu aktiftir. Dikkat artık “sahip olunan şeyde” değil “ben”dedir. Ve kişilerin yaşama dair “korkuları” azaldıkça “sahip olma” arzuları da azalır.

Sahip olma ve sahiplenme olgusu en kolay objede karışır. Çünkü objelerin “hür iradeleri” yoktur. Eğer yaşamınızda olan bir objenin “en yüksek hayrını” gözetiyorsanız,(bakımına, duruşuna, işlevini gerçekleştirmesine dikkat ediyorsanız) bu sahiplenmedir. Ancak çekmecelerinize tıktığınız, yılda bir bile bakmadığınız, tozlu sararmış her tür eşya umutsuzca sahip olmaya çalıştığınız şeydir (bazen de anıdır).

Serimizin ikinci yazısını buradan okuyabilirsiniz.




Yorum Yap